KUTSAL AYETLER SEMBOL DİLİ 5
BAKARA SURESİ devam..
· 41.
ayet “AYETLERİMİ BİRKAÇ PULA DEĞİŞTİRMEYİN VE BANA KARŞI GELMEKTEN KORKUN “
Kendi realitenizde, mevcut realitenizde yer alan, yaşayan nefsani
duygularınızın dar sınırları içinde kalmayın. Onlara esir olmayın. Aksi halde o
realitenin şartlarına bağlı olarak sizi
ayrılmak istemediğiniz bu duygulardan zorla uzaklaştıracak, sizin bu idrake
ulaşmanızı mukadder kılacak şekilde tertiplenmiş olan ıstıraplı hadiselere
muhatap ve tabi olursunuz. İnsanların sosyal ilişkilerinde ahenksizlik doğuran
en büyük faktör nefsaniyettir. İnsanın kendisine duyduğu ilgi, hak, sevgi,
adalet anlayışını başkaları için hissetmemesi onun nefsaniyeti, egoistçe davranışlarıdır.
En büyük mücadele nefse karşı yapılan mücadeledir. İrade gerektirir. Tekâmülün
ana prensibi, YAŞAMIN İBADETİ budur. Ancak vicdan sesinizi dinleyerek,
kendinizi tenkit ederek mutlak doğruya ilerleyebilirsiniz( ki bu yeryüzünde
sorumlu, idrakli vicdan safhasıdır.) ve ilerledikçe realitenizin negatif
tesirlerinden uzaklaşırsınız.
·42.
ayet ”HAKKI BATILA KARIŞTIRIP,HAKKI SAKLAMAYIN BİLE BİLE” Kendi kendinizi
aldatıp, nefsaniyetinize mağlup olup VERİTE’ye(mutlak doğruya ) olan imanınızı
hiçbir şekilde sarsmayın. Aksi halde içinde bulunduğunuz realiteye uygun ikaz
tesirleri uyarıları ile sarsılırsınız. Daima mevcut realitenizi aşmaya
çalışmalı daha idrakli, sorumlu, vicdanlı olmaya yükselmelisiniz. Bunun
gereğini yerine getiriniz.
·43.
ayet ”NAMAZI HAKKIYLA KILIN,ZEKAT VERİN,RÜKU EDENLERLE BERABER RÜKUA VARIN”
Şeriat bireyde mevcut olan otomatizmanın çalışmasıdır .Şeriata uymak otomatizma
realitesindeki (henüz kendi idrak ve vicdanı ile hareket yetisini kazanamamış )
insanlar içindir. Burada otomatizmaya boyun eğmek vardır. Bu boyun eğme
bilgisiz ve bilinçsizdir. Şeriatın bu birazda korkutarak zorlayışı iman
bilgisi, ve bilinci gelişmemiş kişinin(varlığın)genel alıştırmalar içinde
gelişmesini temin etmek içindir. İradeyi güçlendirme yolu ile kendini
şekillendirme, olumlu formasyona kavuşmaya giden yolun başlangıcıdır.. Bilgisiz
ve şuursuzca davranan düşük ruhsal realite seviyesindeki insanlar şeriatın
zorlaması ve yarattığı korku ile vicdan ve idrake giden yola itilirler,
uyulması gerekli dini merasim ve uygulamaların gayesi bu otomatik yapının itici
gücünü harekete geçirmektir. Örneğin namaz ve oruç bu manada insanın kendisini
disipline alarak, irade gücünü arttırma yolu ile yine kendisini terbiye etmesi
içindir. Namazın sembolik anlamı ise insanın Öz’ünün(ruhunun) Verite
istikametinde devam eden pek çok enkarnasyon boyunca kazandığı idrakin, farkındalığın,bilinç
(şuur) genişliğinin, halen içinde bulunulan realiteye uygun, hatta onu aşması
makbul olan eylemlere dönüşmesidir. Mühim olan hiç unutulmaması gereken sadece
“Vakti ibadet değil Daimi ibadet tir” yani sadece ibadet saatlerinde değil
yaşamın her anında Tanrının huzurunda olmanın sorumluluğunu hissederek
yaşamaktır. Samimi inancın, idrakin göstergesi ise eylemlerdir. ”vakti ibadeti
başlatırken, daimi ibadetini bozmamaya çalış ve asıl ibadetin dünya hayatı boyunca
her an devam ettiğini unutma “ Her enkarnasyonda kazanılan ruhsal, manevi
değerlerin VERİTE ‘ye doğru ilerleyebilmesi buna uygun davranışların yaşama
geçirilmesi uygulanması ile mümkündür.
İnanç yeterli değildir, İNANÇLI EYLEMLER mühimdir, ZEKAT ise Uygulanan inançlı eylemlerin
realite içinde yayılıp pozitif yeni eylemlerle birleşme halidir. Sevginin en
kaba görüntüsü (tezahürü ) olan malından bir şey verme kadar insanın gözlem.
deneyim ve tahlil kanallarından aldığı tesir ve etkileri de fikirler,tavsiyeler
halinde çevresine verebilmesidir.
RÜKU EDENLER :İçinde bulundukları realitenın sınırlarını
zorlıyarak tekamül aşkı ile VERİTE ye ilerleyenler.
·44.
ayet ” KİTAB’I OKUDUĞUNUZ HALDE İNSANLARA İYİLİĞİ EMREDER DE KENDİNİZİ
UNUTURMUSUNUZ?ARTIK AKILLANMAYACAKMISINIZ?”
·İnsan
işe kendinden başlamalıdır. Önce kendini tanımaya çalışmalıdır.(Sokratesin
“kendini bil” sözü) o zaman eksiklerini görme ve kendini düzeltme şansını
yakalayabilir.(cimri ise bonkör; tahammülsüz ise hoşgörülü olma gibi )
Uygulamada yerli yerinde Veriteye uygun, yüksek ahlaklı davranmayı öğrenmek
gerek. Burada çok dikkat edilmesi gereken kritik bir nokta vardır: İnsanın
gözünde gelişmek demek genelde belirli istikametler için söz konusudur. Sadece
dinin şeriat, şekil şartlarını uygulamak, Ona ters görünenleri yanlış kabul
etmek, ruhsal gelişmenin şeriat ölçülerinin dışında olamayacağını zannetmek
gibi... Halbuki kainatta gerilik, geriye gidiş, yanlışa, iğva’ya düşmek sadece
ve sadece iman yolundan sapmakla mümkündür. Bunun dışında herkes kendi hızına
göre gelişme yolundadır. Yeryüzü yaşamında bireyin yanlış davranışı bile o
yanlıştan ders almasını öğrendiği ölçüde gelişmesine yardımcı olur
40 ve122 ayet ”EY İSRAİL OĞULLARI,SİZE İHSAN ETTİĞİM NİMETİ
VE SİZİ MİLLETLERE ÜSTÜN ETTİĞİMİ HATIRLAYIN “Burada kast edilen İsrailoğulları
kendi realiteleri ,doğruları içinde yaşarken, kendilerini sorgulayarak ,
düzelterek bu mevcut realitelerini aşmaya çalışarak Veriteye doğru yükselmeye
çalışan insanlardır. Çünkü bu kişiler sadece kendi realiteleri içinde yaşayıp,
gelişme yönünde hiçbir gayret göstermeyenlere nazaran bir manevi uğraş
vermekte, daha üst , bir farkındalık, idrak seviyesi, anlayış gücüne, olgunluk
seviyesine ulaşmak için hazırlık yapmaktadırlar.
· 48
ve 123 ayet ”ÖYLE BİR GÜNDEN KORKUNKİ; O GÜN KİMSE KİMSENİN İŞİNE YARAMAZ,
KİMSEDEN FİDYE ALINMAZ” Kişinin idrakinin değişip gelişmesi tamamen kendi
gayretine bağlıdır. Başka hiç kimsenin elinde değildir. Başkasının isteğiyle de
gerçekleşemez. Fidye ise artık son gün geldiğinde (herkesin kendi kendine kalıp
iç hal değerlendirmesini yaptığı gün, kıyamet günü ) o güne kadarki
enkarnasyonlarında (diğer bir ifade ile kendisine verilmiş olan fırsatlarda)
gereken idrak derecesine, farkındalık seviyesine kendilerini getirememiş
olanlar için artık yeni bir enkarnasyon fırsatı kalmamış olacağından onlara
yardım edilemez , kıyam günü gelmiştir. Nasıl İsrail oğulları Mısırdan ayrıldı
ise, aynı şekilde imtihan günüde yeterli bilinç seviyesine yükselebilmiş
olanlar için yeryüzünden ayrılma, ahiret aleminde yola devam etme günüdür.
·“HAK
İLE İNDİRİLDİ HERŞEY,BÜYÜK BİR KIYAS İLE MEYDANA GETİRİLDİ” Bu kıyas
terazisinin dengesini (negatif ve pozitif değerlerin dengesi ) spatyumda
hazırlayan, yer yüzüne indiği zaman yapması, takip etmesi gereken yolu, planı
tertipleyen bizzat ruh dediğimiz varlığımızın ÖZ’ üdür. Yani kendimiz
tertipliyoruz. Spatyumda sadece manevi bilgilerimiz, değerlerimiz tartılır,
eksikler belirlenir ve tamamlayıcı bilgiler alınarak yeryüzünde uygulanmaya
konulması bir görev olarak bize verilerek, enkarne olunur. İşte bunun için
ademoğluna kendini tamamlaması için sayısız Enkarnasyon şansı verilir..
·150.
ayet “DAİMA YÜZÜNÜ MESCİD-İ HARAMA ÇEVİR” Daima doğrulukla, hakkaniyetle
hareket et
·155.
ayet “ ÇARESİZ SİZLERİ BİRAZ KORKU, AÇLIK, MADDİYATLA İMTİHAN EDECEĞİZ”
Başımıza gelen her olay bizim bir eksik tarafımızı düzeltmemiz, irademiz ile bu
nefsani duygumuzu kontrol altına almayı öğrenmemiz için olmaktadır. Bunlardan
ders çıkararak neyi eksik veya yanlış
yaptığımızı anlamaya öğrenmeye çalışmalıyız. Örneğin eksik olan tarafımız cesaret,
sabır, hoşgörü, hırs,paylaşım vs olabilir.
·164.
ayet “GECE GÜNDÜZÜ TAKİP EDER “ İnsanın geçmişi ile geleceği karanlıkla
aydınlık gibidir. Aydınlık bireyin vicdanını geliştirme yolunda aldığı pozitif
duyguları, tesirleri uygulamaya koyarak yeni bir farkındalığa, anlayışa
ulaşabilmesidir. Karanlık ise nefsaniyet çengeline takılı kalarak dar şuur
sahasına hapis olmak, ezel-ebet dönemi sonunda başarısız olmak demektir. Bu
yönde davranış negatif tesir planına (şeytan sembolü) hizmet etmektir.
·”O
İSTEYENE EN İYİ VERİCİDİR” İnsanın sorumlu vicdan derecesindeki idrake
ulaşabilmesi halinde, dış alemde ona uygun, onunla uyum halinde değişecektir.
Çünkü bu seviyedeki insan artık negatif tesirlerden etkilenmeyecek ölçüde
yüksek bir ruhsal güce ulaşmış, huzurlu, maddi beklentilerin dışında BİLGE bir
kişidir. İşte insanın hedefi, beklentisi, menfaati bu yoldadır.
·170.
ayet “HAYIR,ATALARIMIZI NEYİN ÜSTÜNDE BULDUKSA ONA UYARIZ DEDİLER YA BİRŞEYE
AKIL ERDİREMEMİŞ VE DOĞRUYU SEÇEMEMİŞ İDİYSELER ?” Hiç bir zaman kulaktan duyma
dogmalara değil, daima her şeyi akıl, mantık, vicdan süzgecinden geçirerek
sorgulayarak, inceleyerek inanmak uygundur.
·177.
ayet “ERGİNLİK,YÜZLERİNİZİ BİR DOĞUYA BİR BATI TARAFINA ÇEVİRMENİZ DEĞİLDİR” ...”HEM
NAMAZI KILAN HEM ZEKAT VEREN OLUN” sadece inançlarınız değil eylemlerinizde
inancınıza uygun, doğru olmalıdır. Sözünüz ne ise eyleminizde o olmalıdır.
·178.
ayet “EY İMAN EDENLER, ÖLDÜRÜLENLER HAKKINDA ÜZERİNİZE KISAS YAZILDI.” İnsan ne
ekerse onu biçer. Başkalarına verdiğinizi zannettiğiniz, size dokunmayacağını
zannettiğiniz zararı sadece kendinize verdiğinizi bilin. Bunun bedelini pek çok
enkarnasyon süresince bile olsa ödeyecek olan yine sizsiniz
·-“BEDENDEN
DOĞAN BEDENDİR, RUHTAN DOĞAN RUHTUR” Nefsani bir fayda , vicdani bir sonuç
vermez. (bize maddi bir fayda veya haz sağlayacak davranış, manevi bir değer
kazandırmaz) Vicdani bir faydada nefsani,maddi bir sonuç vermez. Vicdani
davranışlarla maddi beklenti içinde olmayın!
·-“BAKARA
60 “HANİ MUSA KAVMİ İÇİN SU ARAMIŞTI ( vicdan sezgisi) O’NA BİZ ASANI TAŞA VUR
DEMİŞTİK” Hz.Musa kavminde vicdan tesirlerinin oluşmasına çok gayret etti.
İnsanın gerçek düşmanı nefsidir. Musa’nın asası ile (liyakat, vazife görme
gücü) parçaladığı taş beşerin sertleşmiş vicdanıdır Nefsi tanımak ve zaaflarını
teker teker yok etmek, irade ile kontrol altına almak gerekir.(bkz. Deniz, Su
açıklamaları)
·Al-iİmran
S.14 “İnsanlara kadınlar, oğullar, yüklerle altın..gibi zevklerin sevgisi,
çekici hale getirildi. Fakat bunlar, dünya hayatının geçici nimetleridir. Oysa
akıbet güzelliği Onun yanındadır.”
Burada da dünyadaki değer verdiğimiz şeylerin aslında bir
aldatmaca olduğu, esas değerin bunların dışındaki manevi değerler olduğu açıkca
belirtilmiştir.
Bakara-“sure 25.”Şüphesizki Allah inanıp hayırlı iş
işleyenleri altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar” Irmaklar sistemimiz
içindeki ( ruhsal alemlerce oluşturulmuş olan ) mevcut etkilerin, eprövlerin,
deneyimlerin tümüdür. Bu etkiler dünya siklüsü (ezel-ebet) boyunca ortaya çıkan
periyodik tesirlerdir. Bir siklüs süresinde başlangıçtan sona kadar alması
gereken bütün etkileri almış , onları hazmetmiş, tatbikatını yapmış ve bunların
üzerine çıkabilmeyi başarmış olan insan artık idrak, irade ve liyakat sahibi
olmuştur. Bu varılan nokta cennet sembolu, uhrevi alemlerdeki insan üstü yaşamdır. A.Ersin /tekâmül yolcusu
Yorumlar
Yorum Gönder