RUHSAL TEKÂMÜL 2.BÖLÜM
1. bölüm devam...
Ruhsal Tekâmül
yolculuğu, beş duyu ile algılananların zihin süzgecinden de geçirilerek
duygularla harmanlanması sonucu idrak edilerek özümsenmesini, benimsenmesini
kapsar. Bu yolculuk herkesin içinde oluşan bir yolculuktur. Ancak kişiyi bu
yolculuğa çıkaracak olan itici bir gücü başlatmak, içindeki potansiyeli
keşfetmesini sağlamak gerekir. Tulumbaya ilk su konulmazsa dipten su çıkmaz..
İşte bizim
burada inceleyeceğimiz temel bilgiler “Tulumbaya konan su” görevi görecektir.
“ Biz insanı içindeki yolculuğa
hazırlamak, yelkenlerini dolduracak ilk rüzgarı, en uygun istikamette ve şiddette vermekle
sorumluyuz. Yelkeni şişmeyen gemi yola çıkabilir mi?” (tebliğ)
Bu şuna
benzer; Okuma yazma öğrenmeden içindeki yazma yeteneğini insanın keşfederek,
roman sayfalarına aktarabilmesi mümkün mü?
Allah kelamı
olan “insan kendine emanet edilmiştir” sözünü duymuşuzdur. Bu sözün anlamı “sizi
yeryüzüne gönderiyorum, ama bilin ki bir görevle gönderiyorum. Bu görevi öğrenebilmeniz,
gerçekleştirebilmeniz için, yürümeniz
gereken yolda ihtiyacınız olan PUSULAYI da size veriyorum, Bu pusulayı nasıl
kullanacağınızı ise zaman içinde göndereceğim nebiler, peygamberler, kitaplar size
gösterecek, açıklayacak, anlatacaktır.” Demektir.
Tabir caizse
âdemoğlu yeryüzüne öylesine gönderilmiş bir varlık değildir.
Bu PUSULA’nın parametreleri ise;
- Doğuştan bize verilen -AKIL,
- Bu aklı yürütme, düşünme
yeteneği -MANTIK
- Evrensel insani değerler,
ahlaki değerler –VİCDAN’ dır.
Bu üç
değerin bileşkesinde oluşan bilinç kişinin realitesini, yaşama bakış ve değer
yargılarını da oluşturur.
AKIL,
MANTIK, VİCDAN ölçülerinde hareket etmek, bütün duygu, düşünce ve
davranışlarımızı adeta bu üçlü süzgeçten geçirerek dengelemeyi öğrenmek
gerekir.
Yani Pusula’nın
istikameti bu parametrelerin bileşkesidir.
Bize düşen
bu değerlerin rehberliğinde, çerçevesi içinde yaşamımızı yönlendirmeyi
öğrenmek, bu öğrenim yolunda yürümektir. Bu yolu ise herkes kendi “
parametrelerini” kullanarak yürümek zorundadır.
“aklını kullanmayanları Allah pislik içinde bırakır”
Bir diğer
buyruk;
“sana verilmiş olan nimetle, akıl servetinle ahiret ve dünya farklarını
araştırarak nasibini al”
Yukarıda da
belirtildiği gibi Kişisel Tekâmül iki türlüdür.
Entelektüel
(zihinsel) gelişim ve Ruhsal (insani değerler) gelişim.
Biz konumuz
olan Ruhsal gelişimimiz üzerinde duracağız. Bu gelişimi ise, bilincimizi, yani farkındalığımızı arttırarak,
taklide dayalı, kulaktan dolma bilgilere dayalı inançlardan kurtulup,
araştırmaya, tetkike dayalı inanca geçerek gerçekleştireceğiz.
Mevlana’nın da bir benzetmesi
vardır.
“Kral bir başka ülkeye ÖZEL bir
görevle elçi gönderir. Bu elçi pek çok şey yapabilir ama esas görevini yapmadığı taktirde başarısız
sayılır. Âdemoğlu da yeryüzüne özel bir amaç, kendisini geliştirmek görevi ile
gelir.”
Bu görev: Gerçek varlığımızın
oluşacağı “FARKINDALIK” derecesine yükselmektir. Bu görev “tekamül yolunda” gerçekleşir.
Her birey
dünyaya gelmeden önce tekâmül ihtiyacına (yani benliğinde geliştirmesi gereken pozitif
değerlere) bağlı olarak yapması gereken şeyleri uhrevi âlemlerde vazifeli
varlıklarla (kur’anda melek sembolü) müşterek kararlaştırmış ve tasarlamış, planlamıştır.
Bunları yeryüzünde gerçekleştirmeyi göze alarak bu sözü vererek gelmiştir.
Dünyaya inişi de bu sözü gerçekleştirmek, vazifesini tamamlayarak dönebilmek
içindir. Vazife budur.
Budha’nın da şöyle bir sözü var.
“İnsanların büyük çoğunluğu bir nehrin
kenarında bir o yana bir bu yana koşup duruyor, oysaki nehrin karşısına geçen
kurtulacaktır.”
Peki, nehrin karşısına nasıl geçilecek?
Cevap; Kendisini karşıya geçirecek bir “Sal” hazırlayarak.
Halbuki İnsanlar
kendilerini karşıya geçirecek bu Sal’a ,
Sandal’a ihtiyacı olduklarını ya bilememekte yahut bu Sal’ı yapma zahmetine katlanmamaktadırlar.
İnanan neye
inandığını bilmeden, inanmayan da neye inanmadığını bilmeden sahildeki bu
bilinçsiz koşuya katılmaktadır. Peki, bu “Sal’ı” nasıl oluşturacağız?
Araştırarak, öğrenerek, bilincimizi, farkındalığımızı
arttırarak sadece kulaktan dolma şekilci, dogmatik öğretilere bağımlı kalmadan.
Dinlerin, inanç felsefelerinin insan ahlakını yükseltmek için ilettikleri
gerçek mesajlarını inceleyerek, benimseyerek içimizdeki bu “sal” ı
oluşturacağız.
Bu durum
Kur’an Maide suresi/104 de “Atalarımız üzerinde bulduğumuz şey bize yeter!”
derler. Ya Ataları bir şey bilmeyen ve doğru yolda bulunmayan kimseler
idiyseler demi?”
Bu sureden
de anlaşılacağı gibi insan sadece büyüklerinden veya çevresinden duyarak
öğrendiklerini yeterli bulmamalı, bu bilgilerin üzerinde düşünüp, inceleyip,
araştırarak içeriklerindeki GERÇEK MESAJI anlamaya çalışarak uygulamalıdır.
Bütün
Dinlerin “ilkinden” başlayarak, insanlığın
ahlakını kademe kademe yükselten bilgileri içerdiğini “Sonuncu bilgi” olan
Kur’an da ise “Evrensel Ahlâkın” öğretilmeye çalışıldığını anlamalıyız.
ARAL ERSİN /tekâmül yolcusu aral.ersin@gmail.com